ANA SAYFA
BLOG
RADYO EVRENSEL
ZiYARETCi DEFTERi
MESAJLARI OKU
VARTO KÜLTÜR-SANAT
VARTO GENEL
SAiR.AKMAN GEDIK
EGT.ALi RIZA TOSUN
YAZAR.ALi KIZILGEDIK
YAZAR.H.ALi BiNGÖL
YAZAR.RIZA KOGIRS
SAiR.CETIN AKGÜL
RESSAM ERDAL GÜLDAG
VIDEOLAR 1
VARTODAN RESIMLER
VARTO-DER ALBÜM
VARTO FESTiVAL ALBÜM
ILETISIM
POLITIK-ALMANCA DiL
 


,

Euch sag` ich, 
`bin der Traum eines Kindes,
Lasst mich nicht lieblos,
möchte laufen, in den Tag,
in den Tag mit der  Sonne,
warm sollt` es Düften, wie euer Herz

Mit allen Blumen,
von all` besten Düften,
nicht wie ein  vergänglicher Wind,
sollte  euer Erbarmen  sein.

Euer Herz, Zuflucht für zwei Berge,
warmherzig  sollt` euer Wind wehen.
Euch sag` ich
`bin der Traum eines Kindes


Değerli Ruşen Arslan’ın DOZ Yayınevi tarafından yayınlanan "Şeyh Said Ayaklanmasında Varto Aşiretleri ve Mehmet Şerif Fırat Olayı" adlı araştırmasını dün tekrar okudum.    Bahsini ettiğim Eserin  birinci bölümünde Metodoloji açısından Türk ve Kürt tarih yazımlarının ilmi eleştirisi detaylı olarak yazar  tarafafından yapılıyor.   Araştırmanın ikinci bölümünde ise, Doğu İlleri ve Varto Tarihi'nin yazarı  Mehmet Şerif Fırat'ın biyoğrafisi, onun kendi öz amcası ve aynı zamanda babalığı olan  Halil Kanmaz (Xelo) tarafından 1 Temmuz 1949 yılında Kasman deresinde pusuya düşürülerek  öldürülmesi, öldürülme olayının daha sonra siyasallaştırılması ve bu vesileyle ileri sürülen desinformationlar irdeleniyor. Araştırmada yazar cinayetle ilğili olarak, Mehmet Şerif Fırat´ın Kızı Ceylan Bingöl`le  yapmış olduğu görüşmeden bahsediyor.  Ceylan Bingöl´ün ona anlattığına ğöre: “Halil Ağa imiş. Babasi Mehmet Şerif Fırat ise “okur yazar olduğundan, aşiret ve aile içinde öne ğeçmiş. Halil bu durumu kabullenememiş. Kıskançlık ğöstermiş. Bu yüzden babası Mehmet Şerif Fırat  Halil tarafından  öldürlmüş”.   Bunun yanısıra diğer bir görüşe göre, Mehmet Şerif Fırat amcası Halil Ağa (Xelo) ile evli olan annesini ondan zorla geri alır.  Halil Ağa bu durumu içine yediremez. Kendisi Cibran, Dımili, Siyar, ve Xetto ailesi tarafından  yörede sayılan ve sevilen bir insanmış. Yaşli olmasına ragmen, çok cesurmuş. Gazeteci Yazar Selim Fırat onu „hiçbir resmi kural tanımayan, acımasız, kurallarını kendisi çizen ve uyğulayan ilkel bir şahsiyet’’ olarak tanımlamaktadır. Cinayetin  “namus ve arazi anlaşmazlığı nedeniyle bizzat Halil Kanmaz (Xelo ye talé) tarafından 1 Temmuz 1949 da işlendiği’’ söylenmektedir.Ayrıca Mehmet Şerif Fırat´ın “Doğu İlleri ve Varto Tarihi” isimli kitabı´nın devlet ve Türk  milliyçi çevrelerince çok tutulmasının  sebebini ise Ruşen Aslan haklı olarak “Kürtlerin Türk olduğunu kanıtlamaya kalkışan Mehmet Şerif Fırat'ın  kendisinin Kürt oluşuna” bağlıyor. Eski Cumhurbaşkanlarından Cemal Gürsel ise Mehmet Şerif Fırat´ı “Bilğin, idealist bir öğretmen“ olarak nitelemektedir. Aynı zamanda şunuda ifade etmek gerekiyor. Aslında Mehmet Şerif Fırat Okur yazar olmaktan başka hiçir ciddi eğitim görmemiştir. 1925 döneminde ''bejik'' ismiyle anılan köy korucularından olduğunu, zazaların ve dımılilerin katledilmesine katıldığını 'Doğu İlleri ve Varto Tarihi' adıyla yayınladığı kitabında kendisi belirtmektedir.Mehmet Şerif Fırat, bilinen görüşleri ve çok sınırlı tarih bilgisi nedeniyle elbette itibar edilecek biri değildir. Onun “Doğu İlleri ve Varto Tarihi” isimli kitabının örneğin 105´ci sayfasından 122´ci sayfasına kadar olan biz Yazıcıoğullarıyla ilğili anlattıkları, ne bilimsel ve nede tarihi değeri olmayan, yalan ve iftiralardan ibarettir.


Değerli Ahmet Türk ´ ün Samsun Adliyesi önünde yaptığı basın açıklaması öncesinde BDP Muş Milletvekili Sayın Sırrı Sakık’la adliye çevresinde bekleyen protestocular arasında söz düellosu oluyor. Ahmet Amca´nın yapacağı basın açıklaması´nın hemen öncesinde Adliye binası çevresinde bekleyen vatandaşlar arasında bulunan  bir  provakatör,“Niye geldin ulan, niye niye? Bölmeye uğraştığın vatanın arabaları burada. Arabaları, polisi seni koruyor. Ha niye geldin niye?” diye bağırması üzerine, Sayın Sırrı Sakık da çevresindeki polislere, “Sustur şu adamı” diyerek tepki göstermiş. Bağıran kişinin bu sözlere “Ne diyosun sen be, he niye geldin” diye devam etmesinin ardından Sayın Sakık’ın “Terbiyesiz” diye cevap vermesinin ardından saldırı oluyor. Güvenlik güçleri ise bu söz düellosu sırasında hiç bir müdahalede bulunmamışlar. Sayın Sakık ve adliye binası önündeki grup arasındaki gerginlik tırmanınca  sabıkalı İsmail Çelik, Ahmet amcayı yumrukluyor. Dolayısıyla onun üst dudağı patlıyor, alnı yarılıyor ve burnuda kırılıyor.
Hepimiz bu saldırganları tanıyoruz, bunlar faşistlerdir ve her saldırıdaki parmak izlerini biliyoruz. Bu saldırıyı gerçekleştiren tetikçiyi ve arkasındaki azmettiriciler ile gerekli güvenlik tedbirlerini almayıp olaya seyirci kalan güvenlik güçlerini bu sütunlardan kınıyorum.

Bilinmelidir´ki bu saldırı sadece eski DTP'lilere değil, tüm ülkemiz halkına karşı, sağduyulu tüm kesimlere karşı, yapılmış bir saldırıdır. Bu yumruk, büyüğümüz Ahmet Türk'e değil, demokrasiye ve demokrasi mücadelesi veren halkımıza karşı atılmıştir. Saldırının gerilimleri ve çatışmaları tırmandırarak militarist oligarşiye manevra alanı açmak amacı taşıdığı da belli olmaktadır. Hiç bir özür, bu gerçeği değiştiremez.


Sitemize verdigi katkidan dolayi  sayin Priv.-Doz. Dr. Dr. Ümit Yazıcıoğlu"na Tesekkür edioyoruz www.vartolu.com site yönetimi


Kürt açılımı paketini bir kayık gibi denizin ortasına bırakan, sanki büyük demokratik adımlar atıyormuş gibi yapan AKP iktidarı şimdide anayasa değişikliği paketini açtı.
12 Eylül darbecilerinin kabul ettirdiği 1982 anayasası’nın şimdiye kadar birçok maddesi değiştirildi. Ne değişti bu ülkede? hiç bir şey.
Çünkü tümden değiştirilmeyen sivil, köklü demokratik, eşitlikçi, özgürlükçü olmayan bir anayasaya ne kadar yama yaparsan yap kısmi bir değişiklikle bir şeyi ifade etmeyecektir.
‘’1-Türkiye devleti bir cumhuriyettir.
2-Türkiye cumhuriyeti toplumun huzuru, mili dayanışma ve adalet içinde insan haklarına saygılı Atatürk milliyetçiliğine bağlı cumhuriyetin temel ilkelerine dayanan laik, demokratik sosyal bir hukuk devletidir.
3-Türkiye devleti milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçedir, bayrağı şekli kanında belirtilen beyaz ay yıldızlı al şanlı bayraktır, milli marşı istiklal marşıdır.
4-Devletin şekli cumhuriyet olduğu, cumhuriyetin nitelikleri ve 3. maddedeki hükümleri değiştirilmez değiştirilmesi için teklif dahi edilemez.’’
Cumhuriyetin bekçisi olan dokunulmayan, bu maddeler olduğu gibi korunuyor.
Cumhuriyetin niteliği, laik tanımı, adalet anlayışı rejimin kendini güvenceye alma çabasının bir sonucudur. Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana asimilasyoncu inkârcı zihniyet anayasa hükmüyle aynen güvence altına alınıyor. İnkâr, imha, ırkçılık ve asimilasyon anayasal düzenlemeler, bu maddeler le aynen korunuyor. Cumhuriyetin teminatı olan bu maddeler değişmediği sürece yeni anayasa paketi neyi değiştirecektir


Dev aynaların görüntüsünde yansıyor kahramanlıklar. Peri masalların içinde büyüyor siperler. Destanlardan alınıyor sözcükler. Salıveriliyor ak müsveddelerin üzerine. Yemek olarak sunuluyor süt kokan bebelere.
Ne yapıldı da bir adım yürülmüyor ırmaklar akarken, çağlarken. Yollarda insanları tenkil ederlerken, mekanlarında tedip ederlerken! Seni, beni, onu durduran nedir? Susturan nedir? Fikir desen filozof kesilirsin, bütün felsefecilerden alıntı, bütün yönetim sistemlerden karartı ama seni kesene neden ağzını acamıyorsun, dilin varmıyor bir söz söyleyesin. Kimin aşımıza, toprağımıza, namusumuza el uzattığını çok iyi biliyorsak, nedir bu edebiyat. Nedir bu sulu kule, mındıkoglu ve tophanelik. Üstüne toplar yağıyor mu? Senin dilin, kültürün, ismin, yaşamın, varlığın, toprağında yaşaman yasak mı? O zaman neyi biliyorsun, neyin var, tavrın ne ve sen kimsin? Yukardaki filozof mu, aşağıdaki kimliksiz mi?
Bu günler konuşuluyorsa meclise dayatılan adını dilinize alamadığımız Kürt Mücadelesi´dir. Sen, ben, o orada yer almamış olabiliriz, bir çift söz söylememis olabiliriz, bir kuruşluk yardımcı olmamış olabiliriz ama biz konuşma cesretini oradan, yaşama direnci oradan taşıyoruz. Çünkü, bu olanağı onlar sağladılar, cesaretlendirdiler, boşluğu yarattılar. Kanlarını vererek, canlarını vererek kendilerini feda ederek. Işte görülmeyen bu, söylenmeyen bu, tutulmayan, dile alınmayan bu. Oturup kelimeler üretmek, resmiyetin dilini sunmak, havasını solumak değil. Fikir ve düşüncelerin yaşamında senin geleceğini yaşatmak olmalı. Sen seni bilmezsen, kim seni bilir? Ben beni bilmez isen kim takar beni…
Kendinizi yaşayın başkalarını değil, sevdanıza sarılın, bedeninize, toprağınıza, varlığınıza kavuşalım kimliğimiz elimizde olsun. Tarihlerde Newala kasaba olmasın, 1914- 17´ler -1925-1938-1961-1972- 1978-1980-1993-1995-… olmasın. Olmasın Halepçeler, Diyarbakır zindanları. Denizler idam edilmesin, Nazım Hikmet´ler memleketi terk etmesin. Askeri cuntalar memleketi potin altına almasın.



Dehaq'i anlatmak cok uzun bir süreci gerektirir.Kisaca Dehaq'a karsi,isyanin renklerini canlandirmakla yetinebiliriz.Demirci Kawa önderliginde daglara siginan genc kusak,hirs ve kinle, bu canavara karsi ayaklanmis zalimin sarayini isgal ederek onun murdar lesini ortadan kaldirmistir.Bu isyani taclandiran,YESIL-KIRMIZI-SARI renklerden yapilmis Kawa'nin önlügü,kürtcesi ise pestemal,elde edilen sanli zaferden sonra köskün demirliklerine asilir ve bu bayrak asirlar boyu MEZEPOTAMYA'DAN ORTA ASYA'YA kadar bu güzel renkleriyle dalga dalga boy göstermistir.
Nevroz'u söyle izah edebiliriz;Nevroz, bir özgürlük semboludur, kölelige isyan etme simgesidir.Nevroz, milliyetci-irkci talep disi anlamsiz davranislardan uzak kalmakla anlam kazanma olgusudur.Nevroz, mazlum halklarin bayrami olarak algilanmalidir.Nevroz,Emperyalist anlayisi red eder, onun dagarciginda, özgür yasam,demokratik yöntem ve BARIS vardir.Ve Nevroz; özgürlük, bagimsizlik, öbür tüm taleplerle birlestirildiginde ancak anlamli olabilir.Kan ve barutun koklanmadigi, silahlarin sustugu bir ortamda nevrozu kutlamak,en büyük amac olarak ele alinmalidir.Halklarin kardesligine candan bagli kalarak Nevroz alanini güllerle, ciceklerle süsleyip ve davullu-zurnali halaylarla senlendirmeliyiz...21 MART,Nevroz; ÖN ASYA ve Orta ASYA'da mevcut doga sartlarinin kis mevsiminden bahar mevsimine gecisinin kutlandigi bir bahar bayrami olarakta bilinir.Ayni zamanda basi dertte kalan, care arayan halklarin özgürlük bayrami! Kurtulus ve özgürlük mücadelesi veren halklarin; "DEMIRCI-KAWA" ile DEHAQ arasindaki mücadele ile izah etmek istedikleri NEVROZ'u; özellikle KÜRTLER,IRANLILAR,AZERILER, ön ve orta ASYA KÖKENLI irili ufakli pek cok halk; onlarca,yüzlerce hatta binlerce seneden beri kutluyorlarDolayisiyla, Nevroz kavrami kimi zaman baharin gelisi,cogu zamanda bir özgürlük,mutluluk,kardeslik,baris gibi degerlere duyduklari genel bir özlemin bayramidirda,Kürtlerde ise tami tamina özgür bir yasam,özgür bir gelecegin simgesi olarak tanimlanir.Ucu nereye dayandirilirsa dayandirilsin haksizliklara bas kaldirmanin sembolu olarak bilinmesinde yarar vardir diye düsünmek gerekir


NEWROZ Ewro Newroz a.Roja newe biyana,xo tezekerdena,zimistano derg ra dimi usar eno;dinya bena germ, awa dar ü beri,tar ü turi , goniya insan ü heyvana bena germin ,benê zinde . Teyr ü tür xorê newe halen virazeno seba cuyana xo berdevam kero.Vatene de virena esta „peyniya zimistani usar o“.Elbetaki peyniya,zulum ü zordariye, heqsiziye ü adeletsiziye, ser ü düsmeniye ena. Hurendiya inan,adelet ü heqe,biratiye ü dostiye,hastiye ü serbestiye cena .Newroze;hemberi zor ü zordestiye vinetena,hemberi zülm ü zülümkari xoverdana,hemberi ser ü kisten hastiye ü cuyana,hemberi düsmentiye ü kini dost ü heskerdena,heberi esratiye serbesti wastena.Newroz 2622 seriyo ke no qeyde firaz bena.Nayera tepiya ki niya firaz bena.Jubiyana Milleti Dügelera hetê Kültüri ,Newroze; ´kültüro ke nêxerepiyo mirasê insaniyetiye ü sözel sereser qebul kerdo(Birlesmis Milletler Kültürü Koruma Örgütü UNESCO tarafindan ´insanligin bozulmamis kültürel mirasi ve sözel basyapiti` olarak kabul etti.Newroze mirasê insanetiyo nayera ki her insan na mirasi wayir veciyo.Newroze sade 21 Adare(mart) firaz kerdene niya ,ake niya bo newroz kimetê xo kena vindi.Mana ke Newroze ana zon, gore qedr ü kiymeta gere mordem zere xode ca kero.Ney qedr ü kiymeta her roj biyarê ca.Ez, zer ü can ra serde insan ü milletê bindestrê ,pero insanarê firaz kena.Insanê bindestrê azadiye,adelet,heqe,hastiye,heskerdene , wesiye biyaro.Dinyaye de newe, be ser ,be zulum,be heqsiziye, be kin ü nefret wazena.Noewroze ma perinerê firaz ü bimbarek bo.Bimanê xer ü wesiyede.


Katliam kavrami,ürkütücü,sevindirici olmayan bir kavramdir,bu kavramin cehresi,dogaya hüzün veriyor ve politik yapiyi kan üzerinden insa etmis dolayisiyla günümüze degin varligini cinayetlerle sürdürmüstür.Bu katliam kavraminin bellegi UR ile cevrilidir,olgu olarak;bu katliam sözcügünün icerigi siddet ilkesiyle dost ve barisiktir.Tarihin farkli farkli evrelerinde,cok yanli katliamlar yasanmis ve insanlik tarihinin üzerinden onarilmasi mümkün olmayan yaralar acmistir.Bu katliam sürecinde kan ve barut genel bir ilkedir.Nerede katliam varsa,orada hayat yok demektirHaksiz temelde sekillenen savaslarin bünyesinde kesinlikle katliam vardir, savaslarin yasandigi tüm süreclerde, katliam insanlik hayatina agir darbeler vurmus ve insanligi karanliga gömmüstür.
Günümüz cografyasinda,IRAK,AFGAISTAN,FILISTIN'de katliamlar günlük olarak yasanmis ve oluk oluk insan kaninin akitilmasina sebep olmustur.Tabi- ki bunun günahi dünya halklarini bir cember icerisinde esir tutmayi amac edinen emperyalizme aittir,dünya halklari bu hesabi er veya gec emperyalistlerden soracaklardir.BUNA asla kusku duymamak gerek.....Yinelemekte yarar vardir saniyorum;eger politika, kan üzerinden insa ediliyorsa,orada kavga,savas,cinayet ve genel kavramla izah edilecekse katliam var demektir.Konumuz halepce ve onun geride biraktigi katliamdir,bu katliami gerceklestirenlerin hemen tümü idam sehpasinda canlari pahasina hayatlari son bulmustur.Halepce katliami irakta yasayan kürtlerin katliamidir.Bu katliamda Baas partisinin,zalim diktatörü SADAM , kürt halki üzerinden cok büyük oyunlar oynamis binlerce kürdü zehirli gazlarla imha etmistir. Görünen odurki; kürtler ne zaman özgürlükler ve demokrasi icin mücadele etmislerse, bu mücadele kan ve barutla bastirilmistir.Zira kürtler her seyden önce, öz yurdu olan daglara asiktir,bu daglardaki ak köpüklü sellere,yüce basli doruklara,derin bogazlara,baslica gecim kaynaklarini olusturan sürülerle yer yer kapli O sirin yaz otaklarina sevdalidirlar,kürtler,özgürlügü ve demokrasi askini daglarindan almaktadirlar.Bu askin yasanmamasi icin mevcut diktatörlükler her defasinda genis katliamlara yer vermis ve kürt insanini katletmistir.Halepce sadece bunlardan bir tanesidir.Dolayisiyla bu belirlemeyi yapmadan gecemiyecegim;Kürdün yasam bicimine egemen olan,hic kuskusuzASIRET yapisidir.Kürtler, devlet icindeki kamu düzenine karsi anarsik,serkes,yönetim altina girmez bir tutum gösterdigi halde,kendi asireti icinde,tersine tamamiyla uyumlu,ASIRETINE veREISINE bagli,gözünü budaktan sakinmaz savasci,toplulugu icin kendini fedaya hazir,soyu sopuyla seceresi ile mücadele dolu gecmisi ile gururlanan kisiliklerdir.Iste bu saglam kisiliklerinden ötürü dirki;her defasinda,kürdü ve kürtleri cekemeyen EMPERYALIZM ve onun yardakcilari onlari zayif noktalarindan avlayarak katliamlari gündeme getirmis ve oluk oluk insan kanini akitmislardir,Bunu belgelemek cok kolay sanirim,SÖYLEKI; TARIH 16 Mart 1988 bir ENFAL operasyonu gerceklesir,operasyonun uygulayicisi zalim ALI HASAN EL MECIT lakabiyla kimyasal ali,agzindan su cümleler dökülür."onlar esek türündendirler,eseklere neden yasamalarina izin vereyimki,onlardan bu güne kadar ne aldik ki?Belki kürtler arasinda iyileri vardir diye aradik ama bulamadik.Onlarin kafalarini paramparca edecegim.Onlara hizmetmi etmek?yok, onlari buldozerle oralardan kaziyacagim


8 Mart,dünya emekci kadinlar günüdür.Kadinlar,daha iyi calisma sartlarini yaratmak,insanca yasam hakkini elde etmek gayesiyle,mevcut egemen güclere karsi mücadele bayragini acarak onlara karsi savasarak bu önemli günü tarih sahnesine naksederek taclandirmisir.Bu tarihi gün,kadinlarimizin özgürlük ve mücadele simgesidir.Bu simge,emekci kadinlarimiz var oldugu sürece temeli yasatilacak ve anilacaktir.8 Mart,dünya emekci kadinlar günü görünümünde kutlandiginda,senliklerle,yürüyüslerle süslendiginde dahada anlamli olur.Kadinlarla ilgili söylemler sadece kagit üzerinde kalmamali,sadece süslü kavramlarla emekci kadinlarimizi tarif edemeyiz,kadini emegi ile özgürlük mücadelesiyle tanimaliyiz.ZIRA kadin demek; yenilik demek,kadinin katilmadigi toplumsal bir yapidan bahsedilemez.Kadin,öbür diger halk kesimleri gibi yeniligin garantisi ve teminatidir.Kadinin katilmadigi hic bir toplumun gelisim sürecinden de bahsedilemez.Gözlerimizi dünya'ya cevirdigimizde dünya'da yalniz kölelige isyan bayragini acan degil,tümüyle özgürlügü tarif eden ve bu ugurda mücadele eden bir kadin mücadelesini görmek gerekiyor.Dolayisiyla;bu olgu,kadinin mücadelesini canli hale getiriyorsa,orada kadin mücadelesinden bahsetmek kadar dogal bir sey olamaz,baska bir degisle ifade edrsek,orada canli bir mücadele var demektir.


Pejmurde mevinde heni
Ruye mı beno çeqeré payizi
Berbişe to ke ame
Çime mı şiliye u şepeliya wisari yé
Tı ke vileçewt, hermeşikiyayi biya
Ez bewayir manena, bena wayiré kul u derdan
Goni şona zereyé mı ra bı hezaran
Tı ke berkemi bena
Adir u kıle kewena cané mı, her ca gul u gulistan

Eyé ke vané ma rindek ime, niyadéné reyéna
Aşmé wa cayé xo de vindero ti ke ti ya

Ez vaji xezal a, tı xezale niya
Tı aşmé bi xo ya çéna(kéna) şahé periya


Bir sonbahar aksamında ılgıt ılgıt sesleriyle irkilmişti baş koyduğu taş yastıktan. Önce kıpırdamadan gözlerini açtı. Kipriklerini yalıyordu torosların heybetli rüzgârları. Ayaz bir gecenin donuk bekçisi bekliyordu milyonlarca kilomertede. Bir sağa bir sola kımıldamadan gözleriyle yakını ve uzağı gözlemeye çalıştı. Hiç bir karartı gözlerine ilişmedi. Olduğu yerde can kulağıyla etrafı dinledi hiç bir inilti ve seda duymadı. Elini hafifçe koynundaki yetime dayadı. Parmaklarıyla bir bir üzerinde dolaştıktan sonra ara bir nefes aldı. Gökyüzüne gözlerini dikti, donuk bekçi hala hareketsiz ve sert bakışlarla izliyordu. Içinden `kim kime sahip çikacak bilelim´ geçti ama sonra içinde kendine gülerek vazgeçti.

Aklına mavi bir deniz geldi. Denizin derinliklerine kendini salıverdi. Önce yosunlu taşların tuzaklarından, sonra deniz çakalları olan köpek balıklarından korunmak geçti içinden. Usulca bunlardan kurtulup kalfa kalfa, renk renk balet takımın oyununu sergileyen balıklarla yüzmek, onlardan biri olmak istiyordu.

Sonra taş yastığından boynuna bir seyler hissetti. Bir anlık duraksadı, birden boynuna bir şeyler dolandı. Nefessiz kaldı. Nefesi alıp veremez oldu. Bağırıp, imdat isteyemezdi.  Hatta kımıldanmayla etrafa ses yayamazdı. Ölüm anı geçti içinden. Böylesi ölümü hiç istemezdi. Bunun için de burda değildi. Boğazının bütün sinir damarlarını sertleştirdi. Elini şimşek gibi pantolunun yan cebine doğru attı. Bir o hızla da  kınından çektiği çakıyı kendi boğazına dayadı. Yılanın olduğunu fark etti. Sol elinin isaret ve orta parmağını boyun ile yılanın arasında geçirmeye çalıştı. Emin olduktan sonra usulca iki parmağının arasına çakının sırtı boynuna gelecek şekilde titizlikle oturttu. Sonra var gücüyle yılanı kesecek şekilde sürakle çekti. O anda ne olacağını düşünmeden  yapılan bu hareketten sonra sedece bir zııssss sesi duydu.


Türkiye’ de yıllardır sermayenin ve onu uşakları işbirlikçi hükümetlerin bilerek halkın malını sermayeye peşkeş çekilmesi sonucu özeleştirmeler ve peşkeş çekmeler günümüze kadara devam ede gelmiştir. Aslında perşembenin gelişi çarşambadan belliydi ve bu soygun düzenin gün be gün sırasıyla tüm kamu mallarını haraç mezat satacağı belliydi ama ne yazık ki ne Ankara sendikacılığı nede 12 eylül ürünü sınıftan uzak işçi hareketi bununla ilgili gereken cevabı üretemedi. Dün Seka da , Et balık kurumunda,Telekom da, Demir çelikte ve Tüpraşta ki kirli tezgahlar bu gün tekel için düğmeye bastı. Sözüm 4 C dedikleri ucube ne idüğü belli olan işçiyi yarı ücrete talim ettiren ve aynı zamanda 12 ay yerine 10 ay çalıştıran bir kölelik yasasını hepimizin gözlerinin içine baka baka çıkarmışlardı zaten ve bu güz tekel işçilerine giydirdikleri elbisede budur işte. Ama tekel işçisi ben bu elbiseyi giymem diyor neye rağmen buz tutmuş sendikal bürokrasiye rağmen, neye rağmen uyuyan bir sınıfa rağmen, neye rağmen işi gücü derin devleti savunmaya yeltenen muhalefet rağmen velhasıl neye rağmen Ankara nın buz tutmuş iktidarına rağmen.

 Tekel işçileri 15 Aralık sabahından itibaren deyim yerindeyse başkentin buz tutan bürokrasi ve hükümetine karşı direnişlerini yılmadan devam ettiriyorlar. İşçiler Ankara’ya kendi ifadeleriyle söyleyecek olursak “gemileri yakarak” gelmişler ve sonuç almadan gitmeye niyetleri yok. Yarınlarının ne olacağının belirsizliği onlar için ölüm-kalım meselesi durumunda ve bu yüzden kaybedecekleri hiçbir şey yok.
Bu yüzdendir ki ne polis engellemesi ne gaz ne soğuk hiçbir şey onların kararlılıklarını gölgeleyemiyor. Sonuna kadar mücadele edip haklarını almadan gitmeyeceklerini bugün bir kez daha dosta düşmana karşı göstermiş durumdalar. Sıhhiye’deki Abdi İpekçi Parkında devam ettirdikleri eylemlerine polis önce su sıkarak, sonra ise gaz bombaları ile müdahale etmiştir. Yaklaşık yarım saatlik hengâmede Tek Gıda İş Genel başkanı ve genel merkez yöneticileri ile çok sayıda yönetici üye (yaklaşık 500) göz altına alınmıştır. Ankara Valiliği işçilere sendika yöneticilerinin işçileri ortada bıraktığı alandan kaçtığı yalanını işlemeye çalışmış ancak bu çaba işçiler tarafından boşa çıkartılmıştır.” Ankara Valisi Kemal Önal, TEKEL işçilerinin eylemine yapılan polis müdahalesiyle ilgili, "Eğer bu müdahale olmasaydı sizleri, bizleri, çok daha fazla meşgul edecek sıkıntılı günler bekliyordu" dedi. Önal,  "Söylememize rağmen işçilerimizin sahipsiz kaldığını gördük ve yan unsurlar bu eyleme destek vermeye başladılar. Aldığımız bilgilere göre, diğer illerimizden de Ankara'ya gelip bu eylemi çok daha kalıcı yapma durumu ortaya çıktı. Buna tabii ki müsaade edemezdik. (Yani beklide vatanı böleceklerdi diyecekti ama herhelde utandı. ) Şu anda çok şükür, ne polisimizde ne vatandaşlarımızda yaralanma, can ve mal kaybı yoktur. Üzüntümüz vardır, keşke sözler dinlenseydi ve müdahaleye gerek kalmasaydı. Ama unutulmamalıdır ki burası Türkiye Cumhuriyeti'dir, kanun devletidir, hukuk devletidir, kanunları gereği gibi uygulamakta bizlere verilen görevdir" dedi. İyiki de hukuk devleti imiş bu kadar cop yedik ya birde guguk devlet olsaydı( ma çı welé kerdéne xo sera )Evet onlara verilen görev emekçilere jop kürde karşı silah ve ila nihayetinde halkı aşağılayan hor gören bir mantalite…buna rağmen bu sıloganlar önemlidir…


Tüm masumluğunla barış ve kardeşliği özleyişinle, sen uykusuzluğun rüyalarında, düşlerin koynunda, gömülmemiş ölülerimiz ve hala açık kalan mezarlarımızla birlikte yürürken, Yağmur yüklü karanlık bulutlar ağır, ağır dolaşıyor havada. Yağmur yağacak, yağ yağmur bardaktan boşalırcasına yağ, daha çok yağ yitirdiklerimizin saçları toprağa karışsın. Toprakta kırmızı sarı yeşil çiçekler açsın laleler, papatyalar, nergisler boy versin. Gestemerde’nin dağlarında menekşeler, güller yeşersin.
Bir dost bir yoldaş bir arkadaş yaşadığı ülkeye hep temiz duygularla bakan gerçek ilkelli bir aydındı. Gözleri ve yüreği kimseyi incitmemiş, insana saygının ve sevginin adamı idi Hrant Dink. Görüşlerini cesurca ortaya koyabilen, milliyetçiliğe karşı duran, halklar arsında oluşturulmak istenen karşıtlığa tavır alarak, bir Ermeni bir Kürt bir Türk bir Laz ama en önemlisi bütün bu etnik kimliklerden ve kültürlerden arıtılmış bir çoğul kimliğin sahibi ve tüm ezilenlerden yana gerçek bir demokrattı Hrant Dink.
1915 soykırımın nedenlerini anlamak 2007 yılında Hrant Dink cinayetini kavramaktan geçiyor. O zaman anadolu yu etnik bir temizlikten geçirmekti amaç, şimdide anadolu da ikinci bir ulusun yaşamasına izin vermeyeceklerini ilan etmekti.1915 de osmanlının topraklarını bir arada tutmak adına Ermeniler katl ediliyordu, şimdide ulus devletin hayin toprakları tehlikede onun için katl etiler Hrant dinki. O gün ermeni kafasını getiren cennete gider deniliyordu, bu gün de, önce Hrant dinki öldürttüler sonra katili bir bayrağın altına koyup fotoğraf çektirdiler. Hrant Dink ermenidir bir gayri müslim öldürülmüş dolayısıyla bu cinayet meşrudur demeye getirdiler.


Milliyetçiliğin "toplumsal dayanakları" çeşitli olabilir ama, belirli bir etnik kökene
dayanması gösterilebilir. Beslendiği, nemalandığı,gelişip/ serpildiği ortamlar
genellilkle farklılıkları tolore etmeyen, onları dışlayan/dışta bırakan ortamlardır. Büyük
"çoğunluğun" çizdiği çerçeve ,sunduğu seçeneklerlerin 'genel geçer'lilikler olduğu
üstüne basıla basıla vurgulanır. Bunlara kuzu kuzu riayet edilmesi istenir "ötekilerden".
Sürekli olarak bir "düşman" fikri yaratılır. Ve düşünce bunun üstüne bina edilir. Bu
düşmanlar "dış"tan ve "iç"ten gösterilir. Bu "düşman" paranoyasıyla yatılır-kalkılır.
Böylece milliyetçilik "zeminine" haklılık kazandırma/mazaret bulma düşüncesi taşırılır.
Türkiye'nin kuruluş aşamasında, daha sonrasında devletin ilkelerinden de olan
milliyetçilik formüle edilirken hafif 'laisizm' sosuna batırılarak, etnik milliyetçilikten uzak
bir görünüm yaratılmaya çalışıldı. Çalışıldı diyorum çünkü bu çoğunun beynini dumura
uğratmış durumda. Çünkü çoğu 'aydın' geçinen insan ikide bir " Türkiye'de yapılan
kültürel milliyetçiliktir" der durur. Tüm iyi niyetimizle kabul etsek bile, büyük kentlerde
kürtlere karşı yapılan saldırılar, Alevilere yapılan yanlı hakaretler, diğer azınlık din
adamlarına karşı geliştirilen tehdit, öldürme ve kaçırma olaylarını hangi mantıkla açıklamak»»»


Varto"da bir basın açıklaması yapan Eğitim-Sen üyeleri, Tekel işçilerine destek verdiklerini açıkladılar.Eğitim-Sen üyesi öğretmenler, Eski Belediye İşhanı önünde bir araya geldiler. Basın açıklamasına, Şube Başkanı Barış Bozkır, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Varto Şubesi Başkanı Kerem Akdağ, Barış ve Demokrasi Partisi Varto İlçe Başkanı Ethem Han da katıldı.

Basın açıklamasını okuyan öğretmen Sedat Kaptanoğlu, yıllardır Tekel'i tasfiye etmek için özelleştirme silahını kullanan ve önceki içki fabrikalarını, sonra da sigara fabrikalarını kapatan ya da özelleştiren hükümeti eleştirdi

Kaptanoğlu "Eğitim-Sen olarak, başta Tekel işçileri olmak üzere özelleştirme kapsamında bulunan kamu iş yerlerinde çalışan işçilerin ve onların sendikalarının herkese kadrolu ve güvenceli istihdam talebiyle yürüttükleri mücadeleyi ortaklaştırma yönündeki irademizi bir kez daha bildiriyoruz" dedi.

Basın açıklaması sırasında çeşitli pankartlar taşıyan sendika üyeleri, alkışlar eşliğinde çeşitli sloganlar attıktan sonra olaysız bir şekilde dağıldılar.


Sevgili Ressam Erdal Güldag"in son resim çalismalari sitemizde siz vartolu.com ziyaretcilerinin begenisine sunulmuştur.Sevgili Erdal"a bundan sonraki çalişmalarinda başarilar diliyoruz.Slayt video gösterimi sitemizin videolar kisminda yayinlanmiştir.

Video izle»»»


„Seyh Sait isyaninda,Dersim isyaninda,Kibris`ta analar aglamadimi? Hic kimse cikip da analar aglamasin diye pazarlik yapti mi?
Bu sözler insana neyi cagristiriyor? –neler i cagristirmiyor ki: bir teklik anlayisi ;tek millet, tek din, tek devlet ... mümkünse tek cins .Bu anlayis insanlik tarafindan yargilanmis ve mahkum edilmistir ve suctur,bu anlayista olanlar da suclular.Ama maalesef bunun kalintilari Türkiye`de coklar hala.
Iki; Ya benim gibi olacaksin ya da katlin helaldir.Tipki Dersim`de, Kibris`da, Piran`da, Zilan`da , Kocgiri`de…
Üc; Ben yaptiklarimdan hic pisman olmadim,bunu bir daha yaparim.Cumhuriyet döneminde 29 isyan yasanmis ben bunlari ayni yöntemle cözdüm!
- Eger cözseydin bugün bunlari konusmazdik.Insanlik disi cözümler cözüm degil artik bunu anliyalim.
Hani hepsi kardesti!? Kardes fermanini veiyorsun. Gerci kardes katli yönetim geleneginde var,osmanlidan kalma.
-Ne yazi ki, 550 millet vekili de kuzu kuzu seni dinliyor hic birinde bir tepki yok.


Yıllar önce dikkatimi çekmekten öte, yaşamımda iz bırakan sözleri ile Sezen Aksu’ dan dinlediğimiz ‘Gülümse’ şarkısı, ‘Bir kedim bile yok’ mısrası ile yüreklerde yer etmişti. Dönüp dolaşıp dinlediğim, benim kendime özgü klasiklerimden, Sezen Aksu’ nun müzikal derinliğinden bir örnek.
Buna rağmen bu sıradışı şarkı sözünün tanınmış Kürt edebiyatçı ve politikacı Kemal Burkay ‘ın kaleminden çıktığı gözümden kaçmış. Önemli bir bilgi şarkı sözüne dair. Böylece şarkının hikayesini daha çok merak eder oldum.
Şiirin anımsattığı yaşamın içinde olmanın ötesinde, yaşama dair bir duruşu var. Yüreği zengin insanların, insanca yaşam kosullarına özlemleri hissediliyor mısralar arasından.
Sevgili okuyucu, bu konuya nasıl mı başladım?
Bundan iki ay önce, kendimce anlamlar yüklediğim yaşam tarzımda ‘Bir kedim bile var’ diyebilecek kadar keyifli bir dönemde iken , dünyalar tatlısı kızım bana bir kedi yavrusu hediye etmez mi? Belki beni Almanya ‘daki minik evime bağlamak istedi, belki de her günkü koşturmacada huzur bulacağım anlık zamanlar için bir sevecenlik katmak istedi . Üstelik kediciğe Lazca ‘çona’ adını verirken beni yürekten kuşatmış oldu.
Yıllar yılı çalışma ve yaşam mekanımda bir ev hayvanı düşünemezdim. Ancak çonaya kısa sürede bağlanırım. Küçümen kedi ise mekanımda kendini iyi hisseder, öyleki kitap ve doyalar arasında oynayacak saklanacak yeri çoktur.


Anayasa Mahkemesi, DTP’nin kapatılması istemiyle açılan davada kararını açıkladı. 11 kişilik mahkeme heyetinin tamamı DTP’nin kapatılması yönünde oy kullandı. Bu karar 4 gündür ‘demokrasi kazanabilir’ umuduyla bekleyen demokrasi güçleri ve Kürtler arasında büyük üzüntü ve öfke yarattı.
4. GÜN SONUNDA AÇIKLAMA
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 2007 yılı sonunda “DTP’nin kapatılması” talebiyle hazırladığı iddianameyi Salı günü esastan görüşmeye başlayan Anayasa Mahkemesi kararını dün 9 saat süren toplantının ardından akşam saatlerinde açıklandı. Mahkeme oy birliğiyle DTP’nin “eylemleri yanında terör örgütüyle olan bağlantıları da değerlendirildiğinde devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne aykırı nitelikteki fiilerin işlendiği bir odak haline geldiği” gerekçesiyle Anayasa’nın 68. ve 69. maddeleri ile 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu’nun 101 ve 103. maddeleri gereğince kapatılmasına karar verdi.
2 MİLLETVEKİLİ VE 4 BAŞKANA CEZA
Mahkeme, “beyan ve eylemleriyle partinin kapatılmasına neden oldukları” için DTP Eş Başkana ve Mardin Milletvekili Ahmet Türk ile Diyarbakır Milletvekili Aysel Tuğluk’un milletvekilliklerini düşürdü. Mahkeme yine aynı gerekçeyle aralarında Tuğluk ve Türk ile Siirt Belediye Başkanı Selim Sadak, Batman Belediye Başkanı Necdet Atalay, Cizre Belediye Başkanı Aydın Budak ve Kızıltepe Belediye Başkanı Ferhan Türk ile birlikte toplam 37 DTP’li hakkında “5 yıl süreyle bir başka partinin kurucusu, üyesi, yöneticisi ve denetçisi olamayacakları” yönünde karar verdi. Milletvekilliklerinin düşürülmesi ve siyasetten men yasası gerekçeli kararın Resmi Gazete’de yayınlanmasının ardından geçerli olacak.


Kürtleri bir bütün olarak görmek,kaderleri tayin hakkini siyasal baglamda tahlil etmek gerekir.Zira; insan haklari evrensel beyannamesi bunu gerektiriyor,kürtlerin yasam tarzi,tüm dünya halklari gibi, bilimsel verilere uygunluk arzetmelidir.Tümden yoksul yasam,kürtler icin,kader olarak kabul görmemelidir.Insanca bir yasam;tüm insanlar icin gecerliyse,öyleyse  bu insanca yasam kürtler icinde gecerli olmalidir.Aksisi ise dengesiz bir yasam tarzidir.,kürtler,aclik,sefalet vb tüm olgulara karsi sessiz kalamaz,sessiz kalis ayni zamanda adaletsiz  bir teslimiyeti kabullenmek demektir.Kürtler ,öteden beri insan haklarina saygi temelinde cok yönlü mücadelelerle günümüze degin iyiye,güzele ve dogruya varma gibi gelistirici projelerle tanistiklari ,ne yazikki bu projelerin hic birisine hayat hakki verilmedigide bilinen bir gercektir.Hic bir hak,mücadelesiz elde edilemez,kürtlerin yogunluklu mücadelesiyle,Devletin kürt acilimi projesi gündemlesmistir.Dolayisiyla;hangi proje gündeme getirilirse getirilsin,PROJE: Amerikaya'mi devletemi ait   olmasi pekte önemli degildir.Önemli olan  adi gecen projenin, neye hizmet ettigidir.Prpjede; kürtler,inkar ediliyorsa, asimilasyon ön tarak olarak belirtiliyorsa, kültürel ve sosyal haklar budaniyorsa, kürtler, baska bir yörüngede KART-KURT olarak gösteriliyorsa,O zaman bu adi gecen projenin ne anlami olabilrki?En azindan adi gecen acilim projesinde;ANA DILDE EGITIM sosyal bazi kurumlari cagristiran bazi etkinliklerin taninmasi gerekir.


Tarihin derinliklerinden süzülerek gelen, geleneksel bir hal alan ve ananevi toplumsal kimlikle bulusan bir bayrami daha yasiyoruz. Bir tarafta halklarin bayram sevinci, Darginlarin barismasi, Küskünlerin konusmasi, Olan ufak tefek kinlemelerin af edilmesi ve bircok güzelligin halkin geleneksel bir yasamla kendi aralarinda adeta bir hukuka dönüstülmüs bir bayram havasi. Diger yandan her tür baski ve zulümle yoksul ve emekcilerin bu bayramdada yine bircok sorunla karsi karsiya kaldigi gercegi var.  Fabrikalarda grevlerin devam ettigi, Toplu is sözlesmelerin anlasmazlikla sonuclandigi, Kiracilarin kirasini ödemede zorlandigi, Ögrencinin okuluna buruk gittigi, Esnafin seftahsiz kepenk kapattigi, alim gücünün genis kitlelerde kalmadigi, Her tür aymazligin ve ugursuzlugun toplumsal yasama damgasini vurdugu, Zindanlarda nöbetleserek ranzalarda yatildigi ve toplumun ezici cogunlugu yasamdan cok büyük acilar cektigi, giderek büyüyen ve cözümsüz kaln sorunlar karsisinda artik büyük topluluklar bu olumsuzlugu kaniksanir hale gelerek, yasama adeta küskün, kendisiyle olan barisikligi kaybetmis, Toplumsal ic huzur dibe vurmus, yasamsal geleneklerin cogu iflas etmis, bireyin sorunlar karsisinda vurdum duymazligi toplumda tedavisi zor hal almis durumda. Sistem egemenleigini en acimasiz sekilde sürdüryorken, Muhalif güclerin giki cikmaz halde. Toplumsal muhalefet zor yoluyla bastirilmis ve hep bildik o toplumun mürefeh edalariyla, yönetenler insanlarin gözlerinin icine bakarak yalan söylemeden artik yüzleri kizarmiyacak kadar adice ve cirkef bir sekilde azginlasarak, insanlik onurunu yerle bir edecek sekilde ahlaksizca siyaset yapiyorlar. Politik argümanlari, toplumun ve siyasetin hicbir gelenegine adapte olmayan ve ahlaksizligin en daniskasi ölcülerinde sürgitmektedir.


Bu bir rüyadır; hala içinde uyuyakaldığımız... Şiirinden dem vurup, sesinden duyduğumuz, nefesinin kokusundan tanıdığımız ve hala esrarını çözmeye gayret ettiğimiz yemekli bir rüyadır Giz Düşümü. Sevmediğiniz bir yemeğe de başlayabilrsiniz, belki en sevdiğiniz yemekte deng gelebilir size.
Gülebilirsiniz de kendin kendinize, hüzünlenebilirsiniz de hayatta olduğu gibi...
Giz Düşümü, saçmalayan ve saçmalanan hayattır, herkesin başrol oyuncusu olurken, birbirine figüran kaldığı tek filmlik bir yaşamdır.
SERKAN GÜNDOĞDU
Böyle diyor şair, bir özgeçmişinin olmadığını vurgulayarak. Hem bir önemi yoktur bir şairin, yazarın, çizerin nereli olduğunun ya da nerde yaşadığının. Kapalı değil ise aktarılanlar, zaten kendini ortaya koyar tüm gerçeklik. Hani şu arayışı içinde olduğumuz ve hiç bulamadığımız kavram.
Bazen acı bir kahve, dışarıda gürül gürül akan bir hayatın belki de en tartışılmaz tarafından, bir esinitiyi taşır şairin sonsuz kalemine...
Bazen acı bir kahve, dışarıda gürül gürül akan bir hayatın belki de en tartışılmaz tarafından, bir esinitiyi taşır şairin sonsuz kalemine...
Kimileri memleketinden uzaklaşır, kimileri uzaklaştırılmak zorunda kalır, kimileri mutsuz, kimileri mutlu.
Bazen gülenler, bazen ağlayanalar........
Acı ve tatlı hayatın içinde herhangi bir zamanda; herhangi bir yerde, bir yere bir şair doğdu, yazdı üretti ve sonunda paylaştı....
Şairin eseri; şiir, esrarlı, ses ve nefes olmak üzere 4 bölümden oluşmaktadır...
............Aysel Gülcan ÇOĞAN...........


Filmi seyretmeden önce insanların aklına çok şey geliyor. Benimde aklıma gelmemiş değildi. O duygularla sinema girişine geldim. Filmin başlama saatinden on dakika gecikmiştim. Yinede gişeye yanaştım. Hala `„Nefes“ filmine giriş veriyormusunuz?´ diye sordum. „Evet“ cevabını alınca bileti alıp ikinci kata onbir (11) numaralı salona girdim. Akında oynanacak filmlerin tanıtımı gösteriliyordu. Salonun 100-120 kişilik yeri vardı. Seyirci sayısı toplam 15-20 kişiydi. Ben de en üst oturaklara kadar çıktım. Uzaktan ve arka koltuklarda daha rahat izleyeceğimi düşünerek basamak lambasına en yakın yerde oturdum. Bu ışık bir kaç not almama yardımcı olur diye…
Film başladı.
Bir yüzbaşının komuta ettiği 40 kişilik bir tim “Karabal” tepesinde bulunan bir röle istasyonunu korumakla görevlendirilir.
Bu tim güvenlik  açısından gitmesi gereken tarihte değilde, bir kaç gün önce 2365 metre yuksekliğinde bulunan bu sınır karakoluna gidiyor. Giderken kış şartlarında, bir bölgede çembere alınıyorlar ve içlerinde ikisi öldürülüyor. Bu birlik komutanına acı veriyor. Gece karakola vardıklarında nöbetçi uyuyor, karakol komutanı uyuyor. Bu çok zoruna gidiyor. Sabah içtimada bazı dialog ve sert tavırlarla askerlere hitap eder.
- Ölürseniz anneniz ağlar. Babanız ağlamaz diyorlar ama gizliden ağlar. Anneniz e sorarlar annenizde; `Vatan sağolsun´ der. Babanıza sorarlar babanızda; ` Memleket sağolsun. Bir evladım daha var gerekirse oda gider´ der.  Askerlere dürterek:
- Sen uyursan, ölürsün, sen uyursan, ölürsün. Astsubay dönerek; sen uyursan, herkes ölür. - Sen uyumayacaksın. Hata yapanı kendim öldürürüm. Altına da imzamı atarım...


Tarihimizin acılı ama sayılı günlerini önümüze katıyoruz. Bir daha olmasınlar diye önümüze katıyoruz ve bir tekmil kutsallıklarımızı, sırtımızı dayamamız gereken en sağlam dayanaklar olsunlar diye de ardımıza alıyoruz. Yürüyoruz. Çoskun bir son bahar seli örnegi, akıyoruz ilkbaharlara ulaşmak umuduyla.
19 Kasımda, mazlum Dersim’in yiğit evladı Seyid Rıza’nın katledildiği günü yas ile değil Yol adına kazanımlarımızın mutevazi coşkusuyla anacağız, emeklerin zayi olmadığını lokma edip Seyid Rıza sunağına armağan edeceğiz. Ardından Maraş 1978 katliamıyla devam eden tekrarlanmış bir Dersim Alevi katliamının mazlumları önünde, dar olacağız. Bu kez boynumuz bükük olmayacak, dillerimizde ağıtlarımız kutsal bir gulbanka evrilerek meydanları şenlendirecek. Yol aydınlanacak, tekmil hanelere nasib gidecek.
Çünkü;
Aşk ile, Hızır ile!.. Diyeceğiz.
Yüzbinlerle hep beraber;


Bulut mu Değdi Kirpiklerinize

gözleriniz neden ıslak
bulut mu değdi kirpiklerinize
şöyle açsam kollarımı sonuna kadar
aha bu kadar seviyorum sizi desem
bir ağız dolusu güler misiniz?
acılar eskilerin yadigarı, hesabımıza kalan
ağıtların, kederlerin, yoklukların pınarları acılar
sanki hiç yaşanmamış hayatları, öylesine nafile
sevgi ve merhamet dileyen fakirler analarımız
hatırA(ra)larından acı
keder ve hüzün ayrılmaz
türküleri içli ve yürek dağlayan
gözyaşları eşliğinde bir ağıda dönüşür


Kalbimle ilgili yaşadığım teklemeler, öyle sanıyorum ki hafızam üzerinde de tahribatlara yol açtı. Anlık hafıza kayıpları yaşadığım gibi geçmişe dair hafızamdaki kayıtlara ulaşmam da bir hayli zorlaştı. Oysa, küçüklüğümün bile anılarını ayrıntılarına kadar anımsayacak ölçüde güçlü bir hafızaya sahiptim.Bir konuya girmek istiyorum, gündeme geldiğinden beri hep etrafında dönüp duruyorum. Kaygıyla ve acıyla elim bir türlü kaleme varmıyor. Kansere yakalanmış müebbetlik Güler Zere, günlerdir kamuoyunun önünde. Nice Güler Zereler gördüm, Zere anılarımı tazeledi, anıları adlandırmakta hafızam bana ihanet etmiş durumda, Zere için koşturanlarla paylaşmak istediklerim var ve elim bir türlü kaleme varmıyor. Nasıl varsın ki, hikaye hep aynı, sanki her şey yerinde sayıyor, kendini tekrarlıyor hep!..Kendimle ilgili bu küçük ayrıntı bilgiyi sunduktan sonra, nihayet Zere ile bağlantılı anlatacaklarıma girmek istiyorum.Yıl 1988 ya da1989’du. Gaziantep F-tipi cezaevindeydik. Hamdullah Erbil, Halkın Devrimci Öncüleri hareketinden hüküm giymiş bir siyasi tutsaktı. Aynı yörenin insanlarıydık. Hamdullah Erbil Afşin’in Kötüre köyünden nüfusa kayıtlıydı, bense, ayda yılda bir kez uğramış olsam da, hatte orda hiç yaşamamış olsam da Ağcaşar köyünden nüfusa kayıtlıydım.Hem akraba köylerden oluşumuzdan hem de karşilıklı evlilikler bağlamında ayrıca akraba oluşumuzdan, hiç görüşmüş olmasak da gıyaben tanışmaktaydık. Hem Yol Piri hem de Yol Aşigi, Meluli Baba’nın torunuydu ayrıca, ben de aynı Meydandan Kurban Baba‘nın oğluydum. Tanışıklığımıza bağlam olan bir başka nedendi bu.İkimizin bir ortak yanı daha vardı,ikimizde mide hastasıydık ve ikimizde sürekli perhiz yapıyorduk. Bende de onda da yara vardı. Ben aldırış etmiyordum, perhiz kurallarına da uymuyordum fazlaca. Ayrıca, marifetmiş gibi çok da sigara içiyordum. Çok titiz olmasına karşin, sık sık mide kanaması geçiriyor ve hastahaneye kaldırılıyordu Hamdullah.


Başbakan Erdoğan ve Orgeneral Başbuğ ‘tarihi görüşmeyi’ önceki akşam gerçekleştirdi. Görüşmenin ardından Başbakanlık’tan ‘mutabakat’ açıklaması geldi. Ardından Genelkurmay’ın basın toplantısı ertelendi. Arınç ise hükümetin durumunu özetleyerek “Ferahlatıcı ve yeterli bir açıklama” yorumunu yaptı.
Kamuoyu günlerce bu görüşmeyi bekledi. Başbakan Pakistan gezisinde ‘İrtica Eylem Planı’yla ilgili “Dönünce görüşeceğiz TSK bu lekeyi kaldıramaz” açıklamaları yaptı. Bu açıklamalar üzerine devletin zirvesini bir araya getiren Ankara’daki Cumhuriyet Bayramı kutlamaları kritik ve yoğun geçti. Gün boyu yapılan Cumhuriyet Bayramı kutlamalarında ilk gündem ‘belge tartışmaları’ ve Başbuğ-Erdoğan görüşmesi oldu. Herkes jest ve mimiklerden sonuçlar çıkarmaya çalıştı.Gün boyu ikili bir araya geldi ve kısa süren konuşmalar yaptı. Ve nihayet akşam saatlerinde görüşme Başbakanlık Resmi Konutu’nda gerçekleşti. Haftalık olağan görüşme çerçevesinde gerçekleşen ve saat 18.20’de başlayan görüşmenin ana gündemini “Eylem Planı” ile ihbar mektubunun basın yayın organlarına nasıl sızdığı konusu oluşturdu. Gündemin TSK’nın “Belgeyi sızdıranlar ve yayınlayanlar hesap verecek” vurgusuyla örtüşmesi dikkat çekti.Ancak sonuç beklendiği gibi olmadı. Ne ortaya atılan iddialarda olduğu gibi belgede adı geçen Orgeneral Hasan Iğsız görevden alındı ne de Başbuğ’un görevden alınması gündeme geldi. Hatta AKP Hükümeti’nin muhalefeti karşısına alarak çıkardığı askerlerin sivil mahkemelerde yargılanması bile gündeme gelmedi.
 
  Top